Sen bu yazıları okurken ben artık o yazıları yazan kişi
olmayacağım. Dünya üzerindeki misafirlik gün sayacım artmış olacak. İlerleyen
yaşımla yeni şeyler öğrenip hayat tecrübemin yeni boyutlarıyla olayları idrak
etme kapasitem artacak çünkü yeni kitaplar okuyup yeni insanlar tanıyacağım;
fikirlerim değişecek. Hayatıma giren her
insan attıklarıyla (kazık) ve kattıklarıyla hacmimi büyütecek. Kusurlarım
azalmayabilir ama artmayacaktır da; garantisini verebilirim. Halihazırda
oturduğum evi de değiştirmişimdir belki, kesin daha iyisine geçmişimdir.
Gözlerim eskisi kadar iyi görmeyecek ve eskisi kadar mavi
değildir. Hayatın yüküyle solgunlaşmış ve daha bir mahçup bakıyordur. Gücüm
kuvvetim eskisi kadar yerinde de olmayabilir. Ne kadar zaman sonra okuyacağını
bilmiyorum ki; sadece ihtimalleri değerlendiriyorum. Ne olup ne bittiğini
bilemeyiz sonuçta, belki de ölmüşümdür. Yaşayamadıklarımı sineme gömüp, sadece
yaşadıklarımla sarmalayıp kara toprağa yatırmışlardır beni. Ölüm hiçbir
zaman ürkütmedi beni ama şu anda içimde kalanların pişmanlığını, “keşke”lerimi
hissettim. Gözü açık gitmek dedikleri de bu olmalı. Emin olduğum bir şey varsa
o da ben bu yazıları yazarkenki ben değilim.
Karanlık yollarda yürüyüp hayatını otomatiğe bağlamış ve
sürekli sinirli olmayı alışkanlık haline getirmiş omuzlara çarptım. Bilmediğin
yollarda adres sordum; senin tanımadığın insanlarla tanışıp,belki de duymak
istemeyeceğin şeyler yaşadım. Onlarla tartışıp kavga da etmiş olabilirim.
Tanınmayacak hale de gelmişimdir kesin; bilirsin nerde duracağımı bilmem.
Eskisi gibi her şeye kızmıyorum. Daha bir oturaklı oldum,
nihayetinde kocaman adamım artık. Bir kızım bir de oğlum var ve çok tatlılar.
Hayatımın sırtıma yüklediği yüklerin tüm ağırlığını onları görünce unutuyorum.
Sen bu yazıyı okurken belki de hayallerimizdeki hedefe ulaşıp dörde
tamamlamışızdır: iki kız, iki erkek. Herkese göre güzel olmasa da hayatıma
giren en güzel kadınla evliyim.seni unutmaya da onu tanıdıktan sonra başladım
zaten. Arada gelip gidenleri saymıyorum bile. Şu anda bir tanesinin bile
bırak yüzünü, ismini hatırlamıyorum.
Senin yüzün dahi çok uzaktan görülen siluet gibi, soluk ve silik…
Hayatım senden önce yoktu, seninle var oldu. Sen gittikten
sonra tarihçilerin deyimiyle adeta bir “fetret dönemi”. Ama “O” hayatıma
girince, bundan önce yaşadığım onca şey de neymiş dedim kendime. Yaşadığın onca
mutluluk varken çok mutlu olduğun her günde, daha önce yaşadıklarını unutup
“Her günümüz böyle olsun.” deyip en mutlu gününün o gün olduğunu düşünerek daha
önce yaşadığın onca mutlu güne ihanet etmiş gibi olursun ya, işte aynen öyle.
Bir ara geçmişimden pişman olacak oldum, şimdiki karım geldi
aklıma. Ona duyduğum sevgi, ola ki ondan ayrılırsam duyacağım pişmanlığa engel
oldu. Bu kadar sevdiğim bir şeyden nasıl nefret edebilirdim? Nasıl beddua
edebilirdim ona? İçim eriyerek baktığım kadına nasıl katılaşabilirdim? O an
hayatıma giren ve beni üzen herkesi affettim. Yıllarca onlara duyduğum nefreti
taşımışım sırtımda fark etmeden, hafifledim. Aklıma sen geldin onca
insanın arasından, demek ki unutmamışım. Unutamasam da kızmıyorum, lanet
etmiyorum; sadece affediyorum. Eskiden olsa affetmezdim. Affetmenin zarafetini,
kusurlu olmanın mükemmelliğini fark ettim. Hepimiz kusurluysak kesin bir gün
hata yapacaktık. Hani derler ya “Nasıl davranılmasını istiyorsan karşındakine
öyle davran”, bir gün affedilmek için de bugün affetmeliydik. Bağışlanmak
istiyorsak en azından, bunu denemeliydik.
Çok değişmişim değil mi? Nispet yapmış gibi olacak ama bütün
bunlar “O”nun eseri. O olmasaydı ne olurdu diye karşılaştırmaya girmeyeceğim. Yolda
görsem tanımam belki seni. Belki tanırım ama konuşamam, kusuruma bakma. Ben bu kadar
değiştiysem sen acaba ne haldesindir? Keşke bu bir monolog değil de
diyalog olsaydı. seni tekrar görebilseydim ve hala bıraktığım kadar güzel
misin, bakabilseydim. Keşke biz sevgili değil de iki iyi arkadaş olsaydık ve
ben seni her gün görebilseydim. Keşke sevgili ve arkadaş arasındaki o çizginin
öteki tarafına hiç geçmeseydik. Yaşadıklarımız farklı olacaktı ama sen hala
yanımda olacaktın. Keşke, keşkelerim bu kadar çok olmasaydı. Yine “keşke” demeye başladım ve bundan nefret
ediyorum. İşin içine sen girince keşkeler artıyor ve ben ağlamaya başlıyorum
yine. Keşkelerin bir sonu yok, yaşamadığımız çok fazla şey var sonsuzluk
denizinde. Bütün bunlar için üzülemem artık. Üzüldüğümde, tüm olan biteni kabul
ettiğimde peyda olan dinginlik bitiyor. Kızıyorum ve küfrediyorum ama kime?
Bütün bunları yaşayan da, olmasına sebep olan da ben iken kime, ne için kızayım?
Eğer bir gün bu yazıları okursan sakin karşıla, tercihlerinden pişman olma
sakın. Ufacık da olsa aklın çelinmesin. Hayat biz onu olduğu gibi kabul
ettiğimizde mutlu olmamıza izin veriyor. Umarım mutlusundur ve inanılmaz bir
hayat yaşıyorsundur. Hep mutlu kal, kendine iyi bak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder