4 Mayıs 2019 Cumartesi

Dur Bir Soluklan Hele


Uzun zamandır yapmayı planladığım bir şeydi bu günlük yazmak. Malum durumlardan başım ağrımasın diye bırak yazmayı herhangi bir hazır materyali bile paylaşamıyorum.
Dün gece dedim ki kendime:
-          Ulan sanki kim okuyor yazdıklarını?
Yavaş yavaş gireyim şu yazma işlerine, zamanla hızlanırım. Bu sayede ileride lazım olur diye öğrendiğim hızlı klavye de bir işe yaramış olur hem. Bir taşla kuş katliamı J
O zaman ilk konu da “hayatta güzel şeyleri ertelememe” olsun.
Ben her konuda bir gıdım yeteneği olan bir kardeşinizim. Hepsine biraz da olsa el attım. İmkanımız var değerlendiriyoruz çok şükür. Her el attığım işi de yarım bırakmış bir insanım ama onu da belirteyim. Aklıma gelen iki şeyde sonuna kadar gittim ve onun da ekmeğini yedim ve hala da yiyorum. Aklımda da bir soru oluşuyor ama: acaba diğer işlerde de sebat etseydim onlarda da başarılı olabilir miydim?
Play store’da gezerken “tide” diye bir program buldum. Program yaklaşık 1 ay telefonda, sadece yer işgal etti fakat bir şeyler sileyim diye uygulamaları gezerken programı yeniden görünce bakayım şuna bir hele dedim.  İçinde uyumayla ilgili bir bölüm buldum. Yalnız saatin dört olduğunu belirtmem gerekiyor. Buna uykuyu başlat dedim ve kocaman yazan 8 ibaresini görmemişim. Değişik sözsüz bir müzik çalıyor. Aklıma bir sürü şey doluştu uyuyana kadar. Nasıl uyuduğumu da bilmiyorum ama ertesi gün 4 saatlik uykuyla zımba gibi kalktım. Aklıma gelenler de sanki taş tablete çivi yazısı; onlardan bahsetmek istiyorum size.
Bir sürü para verip hevesle alıp telinin de kopmasını bahane edip bir köşede tozlanmaya terk ettiğim gitarım geldi aklıma. Geçenlerde sosyal medyada kolları olmayıp ayaklarıyla çalan birisini görmüştüm. Nasıl utandığımı bir ben bilirim. İçim geçmek üzere ama aklıma ertesi gün gitar teli almayı yerleştirdim. Fiyatı da 35 liraymış, ertelediğime değmedi. Bağlamak için videosunu da izledim, atla deve değil yapabilirim.
6 ay önce başladığım ve başarıyla bitirdiğim işaret dili kursu geldi aklıma. Videolarını telefona kaydetmiştik. Genellikle karı kız bulayım diye takılınan bir yer olmasına rağmen isteyerek sırf kendime artı değer katarım diye gittiğim bir kurstu. Kaydettiğim derslerini tekrar izleyerek iyice öğrenmeyi planlıyorum. Biliyorum ve size de söylüyorum ki siz de bilin, iş dünyasında vazgeçilmez olmak istiyorsanız kendinize yatırım yapmalısınız. Öyle özelliklerle dolu olun ki toplumun büyük bir kesimini arkanıza alın. Sizden vazgeçmeye karar verenler tüm artı değerinizin işine yaramadığından emin olsun. Ha kıymet bilmez birine denk gelirseniz yine de vazgeçilirsiniz ama bu, o adamın sizi başka herhangi bir durumda da kapının önüne koyacağı gerçeğini değiştirmez. İş hayatınızda yaptıklarınız size taltif olarak dönmüyor, yaptığınız işler bir şekilde eleştiriliyorsa durmayın orada zaten. Sizin orada olma amacınız işletmeye fayda sağlamak. Sermayedarın keyfini tatmin için orada dursaydınız oranın adı kerhane olurdu. Neyse konu dağıldı J
Hoş; İngilizceyle alakalı da yıllardır aynı planları yapıyorum. Birazcık üstüne düşsem rahatlıkla mülakat geçecek kadar ilerlerim ama üşengeçlik işte. Gece bu da aklıma geldi. İngilizceyle o kadar uğraşıyorum ki biraz ilerletme amacı taşımadığımdan yerinde sayıyor. Ama tam ayarını nasıl denk getirdiysem ne unutuyorum ne de ilerliyor. Onun da içinden geçmem gerekiyor. Seviyemi ilerletebilsem sonrasında o seviyeyi aşağı düşürmem alimallah.
Öğretmenliğe ek 2 sene de adalet okudum belki avukat olmak için çabalayacak cesareti kendimde bulurum bir gün diye. O da beklemede kaldı. Öğrendiklerimi unuttum sayılır. İnternette videoları var, tıklamamı bekliyor. Boş zamanım da hazır varken açıp arayı kapatayım. En kötü ihtimal hukuki terimler öğrenmiş olurum.
Yazı yazmaya karar verdiğimde ilk kuralım yazının uzun olmamasıydı. Olur da biri okuyacak olursa sıkmayayım şimdi.
Hülasa velkelam hayatınızı maraton gibi devam ettirmeyin; sürekli koşamaz insan. Arada durun ve bulunduğunuz yere bakın. Başladığınız yerle mukayese edin. Gelmek istediğiniz yere yaklaştınız mı; kalmak istediğiniz yerde misiniz yoksa? Seçenekleri değerlendirip yolunuza devam etmeden önce şöyle bir soluklanmayı da unutmayın. Rotanızı, hızınızı, menzilinizi değiştirin. Değiştirmeyeceğiniz tek şey dinlenmek ve durumuzu kontrol etmek. Eşyanın tabiatı değişimi istemez. Duruyorsa gitmek, gidiyorsa da durmak istemez. İşte sizin yapacağınız kontrol bunun olmamasını sağlayacak. Zira fazla durursanız da teriniz soğur. Yeniden harekete geçmek için gereken enerjiyi bir daha bulamayabilirsiniz.

16 Ocak 2019 Çarşamba

Ufak dokunuşlarla yapacağız devrimimizi. Tüm sınıflara bilinç aşılayamasak da maaşına zam isteyemeyeni harekete geçireceğiz en azından.Tüm açlar doymayacak, elimizden su içemeyecek ama insanlara umut olup yağacağız yine de.
Kendini gerçekleştiren bir kehanet olacağız. Tüm kadim inançlarda söylenegelen o hikaye nihayetinde gerçekleşmiş olacak. Herkes duyamayacak belki bu hikayeyi ama kulaktan kulağa da yayılacak. Anneler yatağa geç soktukları çocuklarına uyusunlar diye anlatacak. Ders alsın diye nadan çocuklar, ders kitaplarına yazılacak hikayemiz, mücadelemiz.
Biz göremeyeceğiz tüm bunları. Herkes bize biz olduğumuzdan selam verecek yine. Binlerce yıl sonra keşke tanıyabilseydik diyecekleri kişiler olacağız. Belki de şarkılar yazılır aşkımıza; hatırlamadığımız şeyleri bile bize yorar şairler. Çekmediğimiz çileleri, duymadığımız acıları kelimelere dökerler. Ne kadar yoğun olursa yaşadıklarımız, sanatın sulandırıp çoğaltacağı o kadar malzeme çıkar.
Hayatımızda her seçim sonucunu tahmin edemeyeceğimiz hikayelere gebe. Felaket belki o netameli yolu seçmek, belki de bilmediğimiz sulara asla yelken açmamak gerek. Soran olursa deniz fobisi; Carpe-diem hayat felsefem, seçim yapmıyorum deriz.
Her seçim bir şeylerden de vazgeçmeyi gerektirirmiş, klişe. Vazgeçmeni gerektirmeyen seçimler de var. İki seçenekten birini seçtiğinde öteki şık tarihe gömülecek belki ama bu seçiş; hani o hep eksik kalan yarını, o karanlıkta kalan kısmını doldurabilecek; o şairlere ilham, heykeltıraşlara hammadde parçayı seçiş ise, işte o vakit filmin o zor ve bir türlü geçmek bilmeyen kısmını bitirmiş oluyorsun. Hayatının en mutlu olduğunu düşündüğün ama eksik bir şeylerin varlığını hissettiğin o anlar artık daha bi tam, daha bi yaşanılası. Hiç yaşamadığın ya da yaşadığını sandığın tamamlanmışlık hissine hoş geldin.

Eskilerin deyimiyle ying-yang, daha yakın ataların tabiriyle “Yaren’i bulmak”… O hissi hiç yaşayamamış olanlara ya da yaşadığını düşünenlere ders verircesine, masaya yumruğunu vururcasına, her vuruşta gol atarcasına yaşamaya hoş geldin.