26 Ocak 2013 Cumartesi

Gençlik ve Toplum



Neden uzaklaşır insanlar sizden bilir misiniz? Aileniz bile neden zamanla sizden uzaklaşır? Hayatın zamanla sizi yıpratarak çirkinleştirmesi mi, yoksa kalbinizin eskiyen günlerle sertleşerek dilinize yansıması mı uzaklaştırır?
Toplumun size biçtiği rollere geçme yaşınız geçtiği zaman, beklentileri karşılayamamaya başlarsınız. Babanız ev bütçesine katkıda bulunmanızı ister ama sizin işiniz bile yoktur. İşiniz olsa diyecek söz bulamayacak, hatta konuşacak zamanınız bile kalmayacaktır. Evden de atamaz çünkü bizim toplumumuzda kovma yoktur; gitmesi için buğuz etme vardır. Git diyemediği için de sizden istediklerini en mükemmel şekilde yapmanızı bekler, en azından işlerimi görsün ister. Mükemmelin hali hazırda bir sınırı olmadığından da bir türlü tatmin olmaz. Anneler de zamanla kendileri de ezildiği halde, kurtulmanın yolunun babanın tarafını tutmak olduğunu anlamışlardır zamanla ve sizi o da sıkıştırmaya başlar. Bu konuda kız çocukları biraz daha şanslıdır. Onlar koca bulduğu takdirde bu kafa şişirme daha sıkıntısız geçer. Evde kendini oraya ait gibi hissetmeyen genç erkek zamanla koptuğu ailesiyle daha az samimi olmaya, onlarla daha az vakit geçirmeye başlar. Tabi bu da ailesi tarafından hoş karşılanmaz. Sanki onlar dışlamamış gibi bir de gönül koyarlar. Genç iki arada bir derede; geleceğiyle ilgili çalışmalar mı yapsın yoksa ailesinin harçlık vermemesiyle bozulan maddi durumunu mu düşünsün, bilemez hale gelir. Bunalımlardan bir türlü çıkamaz. Kimse onu anlamaz ama yine de eleştirmekten geri durmazlar. Genç arkadaşlarından bazılarının durumuna bakar: aileleri onlara harçlık konusunda bonkördürler ve onun ailesi kadar şey de istememektedirler. Bu onu da bir bunalım sebebi sayar ki öyledir de.
Cebinde parası olmayan insan etrafına bakarken bile kendinden emin değildir. Çünkü günümüzün “temizleyicisi” paradır. Paranın üstesinden gelemeyeceği hiçbir dert yoktur. Bu çok önemli materyalin yokluğu en büyük dertlerden olması da normal karşılanmalıdır. Bir yere oturup bir şeyler içsen para, arkadaşlarının yanında herhangi bir acil durumda lazım olacak ilk şey para… Zamanla parasızlığı yüzünden arkadaşlarının da yanına gitmemeye başlar. Çünkü yanlarına oturmanı isteseler bile devamlı senin masrafını da çekmez kimse. Ismarlasalar bile zamanla başına kakmayacaklarının garantisi yoktur. Onlarla da iletişimin bozulunca derdini anlatacak kimsen kalmamıştır. Zaten günümüzde insanlar çoğu zaman bir şeyleri yapıyormuş gibi görünmek için yapmaktadırlar. Derdinizi gönülden dileyecek ve derdinizle dertlenecek insan bulmak imkansız hale gelmiştir. Herkes her şeyi bilir, her şey hakkında konuşabilir ama sizi eleştirmek için kullanırlar bu yeteneklerini(!). Hiçbir arkadaşınız bir derdinize çare olmaz, hiçbir konuda size yardımcı olmaz ve üstüne üstlük eleştirirler. Kimsenin seni anlamadığını düşünmeye, derdini kimseyle paylaşmamaya başlarsın. Halbuki sen öyle misin? Onlar derdini anlattığı zaman üzülüp, bir çare aramıştın. Belki onlardan bile fazla düşünmüştün.
Yalnızsın artık; tüm dertler senin sadece. İnsanlar sadece seni eleştiriyor ve ayıplıyor. Umurlarında da değilsin aslında, neden öyleymiş gibi davranıyorlar? Sanki senin bir şey olup olmaman onları mutlu edecek? Sen bir şey yapmaya çalıştıkça onlar yine beğenmeyecek ve eleştirecekler acımasızca. Kendi çocuklarını senle kıyaslayacak; onlarda olmayanlar için çocuklarını suçlayacak, sende olmayanlar için de seni ayıplayacaklar. Yaptıklarını değil hep yapmadıklarını görecekler. Yaptıkların için sana teşekkür edecekleri ya da seni tebrik edecekleri yerde yapmadıkların yüzünden seni kınayacaklar. Sağda solda dedikodunu yapacaklar. Bunu en yakınların bile yapacak: amcan, dayın, halan, teyzen, deden, ninen… Bunlar sana garip gelmesin; annen, baban bile senden razı değilken insanların tatmin olmasını nasıl beklersin ki!
İstersen dünyayı değiştir, karşındaki insanın istediği şekilde değiştirmemişsen yine eleştirilirsin. Kendilerinin ömürleri boyunca dünyayı değiştirmeyi denememiş olması önemli değil. Onlar hiçbir şey olsa da eleştirmeye dilleri döndüğü sürece seni rahat bırakmayacaklar. Seni sevenler bile senden olamadıkları şeyleri olmanı bekleyecekler. Senin için planladıkları hayat seni mutlu etmek zorunda! “Hem herkes sevdiği işi mi yapıyor. Herkes mecburiyetten bulunduğu yerde kalmayı tercih ediyor. Hayat zor ve sen bunu bilmiyorsun. Bekara avrat boşamak kolay, senin beğenmediğin işleri havada kapacak nice insan var, sen iş beğenmiyorsun. Çalışsan bile bir faydasını mı gördük? Kendin kazanıp kendin yedin: Eve bir şey mi getirdin?” Tanıdık gelmedi mi bu cümleler size? Duymadıysanız bile her an duyma ihtimaliniz var. Ben sanki istemiyorum artık hayatım düzene girsin, evlenip çoluk çocuğa karışayım. Herkes beni benden daha çok düşünüyor(!). ben mutluyum zaten ömrümün en verimli döneminde hayata daha başlayamamış olmaktan. Arkadaşlarım iş güç kurup, hayatlarına başlamışken ben başlangıç çizgisinde oturmaktan gocunmuyorum. Kardeşim bile evlenecek, benim kız arkadaşım bile yok!
Uzun süre düşündüm ve şunu fark ettim: insan hayat oyununu oynamayı iyi bilecek. Gerektiğinde annesine babasına bile dürüst olmayacak. Çünkü onlar da senin açıklarından faydalanıyorlar. Herkese duymak istediklerini verecek, siyaseti hayatından uzak tutmayacaksın. Gerekirse sadece baban istediği için salak arkadaşlarının yanında oturacak, sadece annen istiyor diye babanın karşısında susacaksın. Dürüst olmayı düşünürsen eğer bunu zengin olduğun bir zamana ertelemelisin. Günümüzde kimse zengin birinin eleştirisine karşı çıkmıyor, ağzına sıçsa sesini çıkartmıyor yeri geldiğinde. Çünkü herkes beklentisi olanlardan bir şeyler bekliyor. Zengin adama senin ne yararın dokunacak ki senden çekinsin. Herkes dürüsttür ama bütün bunlar cereyan ederken. Kimse içinde dolaşan tilkiyi göstermez.
Bir şey yapmak istiyorsanız eğer kimseye kulak asmayın, canınız nasıl davranmak istiyorsa öyle davranın. Sadece duymak istediklerinizi duyun, geri kalanlara kulağınızı tıkayın. Kimseyi önemsemeyin; o an neyi gerektiriyorsa öyle davranın.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Aşk Tohumu

Bir hayat ortaya çıkartmak için toprağa bir tohum atmanız yeterlidir. Toprağa attığınız tohumu sularsınız ve yeşermesi için dua edersiniz. Tohum hayat bulamasa bile siz elinizden geleni yapmışsınızdır. Aşk da böyledir işte; atılan kalpte yeşermesini umut edersiniz. Bir tohum için dua eden mi kaldı diye düşünmeyin: olduğunu düşünmek beni rahatlatıyor.

5 Ocak 2013 Cumartesi

SOĞUKLUK



Senin yanında olup da vasıfsız kalmak akşama kadar, ne kadar zor bilemezsin; yüzün dokunma mesafesindeyken istediğin kadar bakamamak; senleyken bizden bihaber konuşmak ya da… Senin sıcaklığını isterken soğuk bakışlarla karşılaşmak ne kadar can sıkıcı olabilir sence? Saatlerini aynı binada geçirip birine özlem duymak nasıl bir şeymiş şimdi anladım. 36.5 derece olması gereken sıcaklıkların aslında o kadar da sıcak olmadığını, yaraları sarmak için kullanabileceğimiz dilin de yeri geldiğinde ne kadar yaralayabileceğini öğrendim artık. Korkmuyorum artık hiçbir şeyden: bilmediklerimiz değil midir aslında bizi korkutan; işte artık öğrenilmesi gereken ne varsa hepsini öğrendim. SAMİ NURBAKİ