18 Ocak 2015 Pazar


Tüm sıkıntımın yüksek benlik algımdan kaynaklandığını fark ettim bir saat kadar önce. Aslında anlamıyor diye şikayet ettiğim insanlar çok akıllı, kördüğüm oldu dediğim hayatım da tek perdelik bir oyun kadar sığmış. Olduğunu zannettiğimle gerçekte olan, Nil’in iki yakası kadar uzakmış birbirine. Aslında uzaklıklar da görecelidir değil mi? Bana uzak gelen başkasına yakın gelebilir; ahhh, kimi kandırıyorum yine. Yukarıdan bakınca çok boyutlu bir kaos ama yanından tek boyutlu bir ip kadar karmaşık sadece. Bataklığın içinde kalan adam gibiymiş benim çırpınmalarım, dışarıdan bakana ölen bir adamım. Beni bu kadar önemsemelerini istemem de neden; Altı milyarda birim. Kendi hayatımın kamerasının arkasında olduğumdan mıydı bu kadar heyecanlanıp üzülmem peki? Neden o kadar gerçekçiydi tüm sahneler? Her şey şu anda ayan beyan, sıkıntı bendeymiş. Olmayacağını bile bile nişasta bulamacında deniz zannedip kulaç atmışım. Boğulduğumda da hava diye su solumuşum. Şu anda dipteyim ama dipte olduğumu bilebilmek bile mutluluk sebebim. Ya bunun da farkında olmasaydım? Şimdiye kadar yüzeydeydim ya da öyle olduğumu zannetmiştim, aman neyse ne, biraz da dipte takılayım. Belki hayatımın ful eyçti zannettiğim kareleri 360p dir; gerçek çözünürlüğü burada yakalarım.
İşte yürümeye başladım. Daha önce görmediğim yaratıklar var etrafımda ama dur bi saniye, bunlar daha önceleri geceleri yatağım altından, bilmediğim sokakların köşe başlarından çıkıp da beni korkutan gölgeler. Yaklaştıkça renklerinin ne kadar parlak olduğunu görebiliyorum. İşte bahsettiğim yüksek çözünürlük bu,  Meğerse kandırmışlar beni, hayal dünyamda olanların büyüsüne o kadar kapılmışım ki sonunda gerçeklikten kopmuşum. Hayalini kurduğum dünyaya ilk önce sakin, sonra yaratıcı olmuşum. Mevkim tavana vurmasa fark etmeyeceğim. Diyorum ki kendime: ulan kim beni tanrı eder, bu kadar kolay mıydı?  Gerçekliği ararken yarattığım dünyayı gerçekleştirmişim. Ne kadar “ironik”; heykel yaratıp ona aşık olmuş, sonra da beni sevmesini beklemişim.