Birisiyle yeni bir hayata başlarken nasıl da hiç bitmeyecekmiş gibi mutlusundur. Daha
önce yaşadıklarınızdan bahsetmezsiniz bile bazen. Ama gün gelip de ayrılık
vakti gelince o kadar zaman, bu kadar bilinmezle nasıl olup da başa çıktığına
şaşırır insan. İlk buluşmanın heyecanı ve hayalindeki insanı oluşturabileceğini
düşündüğün bir hammadde... Her gün bütün istenmeyen davranışların değişeceğine
olan inancın eksilmesi ve zamanla ümitsizliğin gelip yerleşmesi…
Bütün bunlar
olurken belki de karşıdaki senin onun hayatının dönüm noktası olduğunu anlıyor
ve sana git gide bağlanıyor. Mealen sen uzaklaşırken o yaklaşıyor. Sonlara
doğru neden ben böyle bir hata yaptım, neden böyle bir insanla yola çıktım diye
düşünürken tüm bağları koparan bir kavga. Her şey hiç başlamamış gibi eski
haline dönüveriyor. Karşındaki inmesi gereken durağı uyuyakalarak kaçıran yolcu
şaşkınlığında olaylara anlam vermeye çalışıyor.
Hayatın ne
zaman yüzüme güleceğini bilmeden yaşıyoruz. Belki yanından yüzüne bakmadan
geçtiğimiz bir insanda gizli, mutluluğumuzun sırrı; ama bilemiyoruz. Belki
sınıfımızda her görüşünde iç çeken, ama bizim daha parlak ışıklara dalmışken
fark etmediğimiz sönük birisinde. Neden insanlardan gülümsememizi esirgiyoruz?
Onlara samimi sıcacık bir bakış o anlarını, günlerini belki de tahmin
edebileceğimizden daha uzun bir zamanını değiştirecek. Ne zaman bu kadar cimri
olduk biz? Ne zaman vermeyi unuttuk, bedava sahip olduklarımızı; kim unutturdu
bize? Ne zaman kuşkuyla bakar olduk en yakınımızdakilere?
Hangi
milletin tarihinde bu kadar aşk hikayesi, bu kadar sevgi vardır; araştırın
bakalım. Biz insanı, insan olduğu için seven, gerektiğinde tek lokmasını aç bir
insanla, hadi insanı geçtim bir köpekle paylaşan bir milletiz. Zaman geçip,
bilim ilerledikçe kendimizi daha iyi tanıyıp, mükemmele bir adım daha
yaklaşmamız gerekirken her geçen gün insanlıktan daha da uzaklaşıyoruz.
Kendimize yabancılaşıp, medeniyeti zamanıyla bizden çalmış olanlara benzemeye
çalışıyoruz. Söylesenize: Biz nereye gidiyoruz?