26 Ağustos 2013 Pazartesi

Ne mi gördüm?



Elinde iPhone5 i ile görüntü kaydetmeye çalışan kız belinin açılmasına ve arkasındaki gözlere aldırış etmeden eylemi kaydetmeye devam etti. Yan tarafımdaki gençler çıkartmış s3, note 2 telefonlarıyla arkadaşlarını arayarak gösterinin süper ötesi olduğunu buraya gelirlerse acayip eğleneceklerini söylüyordu. Yan tarafımdaki teyze gençlerin sesine erişmek için olanca gücüyle bağırıyordu. Öteki tarafımda bir amca hanımıyla kol kola girmiş kalabalığı gülümseyen gözlerle seyrediyordu. Bu kadar insanın burada toplanmasının ne kadar güzel olduğunu düşünürken yan tarafımdaki lise çağındaki arkadaşlar parliament sigaralarını tüttürmeye başladılar ve çevrelerine verdikleri rahatsızlığı önemsemeden rayban gözlüklerinin üstünden etrafı kesmeye devam ettiler. Çevremde gördüklerimin geneli (geneli diyorum çünkü içlerinde az da olsa inanarak buraya gelmiş olanlar vardı) burjuva takımı ve onun çocuklarıydı. Hayatı boyunca hiç ezilmemiş ve bundan sonra da büyük olasılıkla ezilmeyecek olan mutlu azınlık. Hallerinden memnun değil olmaları gerekiyordu böyle bir gösteriye katılmaları için ama onları ırgalayan bir şey yoktu akla gelecek. Saat 10dan sonraki içki yasağını protesto etmeye gelmişlerdi büyük ihtimalle. Ama bunun bu kadar büyük bir eylem gerektirmediğini bilecek kadar fikri olgunluğa sahip olduklarını da zannetmiyorum.
Bir taraftan bir taraf itiş kakış ilerlerken kendimi hiç de iyi hissetmiyordum. Buraya hakkımı aramaya ve avazım çıktığı kadar bağırarak özgür olduğumu bir anlık olsun hissedecektim. Size söylenen her şeyi kabul etmek zorunda olduğunuz; mesela  ilkokulda gidilen resmi bayramlardaki geçit törenlerinde kendinizi koyun gibi hissettiğiniz olmuştur. Bugün yürürken aynı hissi yeniden yaşadım. Bu insanlar koyun olmadıklarını iddia ediyorlardı göğüslerini gererek ama en fazla farklı yöne giden bir koyun sürüsüydüler farkında olmadan. Ne bir konuşma yapıldı ne de bu gösterilerin amacının ne olduğu konusunda halk bilgilendirildi. Varsa yoksa slogan, gürültü; hep de aynı laflar. Çevremizde nereye gideceğimizi söyleyen elinde megafon olan zatlar( çobanlar) vardı sadece. Eminim içlerinde neden orada olduğumuzu bilmeyenler bile vardı. Sadece farklı görünmeye çabalayanlar için gibiydi gösteri. Duygulanmadım hiç, bağıramadım bile. İçimde bir ses bir şeylerin yanlış yapıldığını söylüyordu. Toplumun orta kesimi orada değildi. Eğer bu ezilen bedenlerin ve kandırılan beyinlerin başkaldırısı ise, bu insanlar gerçekten orada olması gereken insanlar değildi. Demokrasinin bir gereği olan “gösteri yapma” hakkını kullanıyorlardı ama en azından oradakilerin amacı tam olarak o değildi. İşin ruhuna aykırı olan buydu. Her kafadan ayrı bir ses çıkması bir yana samimiyet eksikti. Göz görmese de kalp hissederdi bunu. Sadece ben; sağa sola saldırmaya başlayan, enerjisini akıtacak başka mecra bulamamış, hak aramayı bilmeyen çünkü haksızlığa uğramamış bir iki tane genci sakinleştirdim. Kimse provake etmeden bu kadar tetikte olanlar için bir tane provakatör yeterdi ama çok şükür öyle birisi çıkmadı ve gösteri başladığı gibi tadında devam etti.

Hazır başlamışken değinmeden geçmeyeyim: Polis de emekçi ve orta tabakanın insanıdır. Dağıtmaya çalıştığı halk kendi arkadaşları bile olsa verilen emirleri uygulamakla yükümlüdür. Kalben sizi desteklese bile belki de bildiği tek şeyi yapmaya devam edebilmek için emirleri yerine getirmek zorundadırlar. Aşırı güç kullananlarında celallenerek polise saldıran kişilere karşı sabredemeyen polis kardeşlerimizin yaptığını düşünüyorum. “simit sat ama onurunla yaşa” tarzı laflar edenleri şiddetle kınıyorum. Yeri geldiğinde hayat kadınlarını bile yaptığı işi önemsemeyerek destekleyenlerin bu tarz laflar etmelerini bencillik olarak yorumluyorum.
Yapılan gösteriler uzun zamandır uyuyan bir toplumun aslında bir gözünün açık beklediğini göstermiştir. Bunun daha önce olması gerekse de “geç olması hiç olmamasından iyidir.” Memnuniyetimizi dile getirmeliyiz. Medyanın suskunluğu, ekmek veren eli ısırmama ahlakıdır, hoş görmek gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder