25 Aralık 2012 Salı
BİR İHTİMAL DAHA VAR
Hayatta herşeyin gidişi ihtimallerin elindedir. Daha doğmadan girer ihtimaller hayatımıza. Cinsiyetimize bile o karar verir. Nerede doğacağımıza , kimin çocuğu olacağımıza... İlk kime aşık olacağımıza bile o karar verir.
Okula ilk başladığımızda gözümüzün tam içine kim en sıcak bakışı atmışsa, O’dur ilk aşkımız. Onu düşünürüz her fırsatta. Eve gittiğimizde annemiz bizi azarlarken bile ‘o’ olur yanımızda, tam gözümüzün önünde. Bisiklet sürmeye yeni başladığımızda ilk hangi direğe çarpacağımıza ‘ihtimaller’ karar verir. Biz demeyiz ki ‘gideyim de şu direğe bir çarpayım’. Hangi cipsin içinde bedava olduğunu bilemeyiz; sevinip bedava bir cips alma, ya ihtimallere kalmıştır ya da paketleri mıncıklayıp ihtimal hesaplarına hile karıştırmaya…
İhtimaller hayatın içinde de vardır. Babamız okuyup adam olma ihtimali için göndermiştir bizi okula ya da annemiz ödevini yapar ihtimaliyle gönderir odamıza. Biz de başarılı olurum ihtimaliyle ders çalışırız. İleride büyük adam olma ihtimalimiz için kafa yorar, eğlenilebilecek en güzel zamanlarımızı bu ümitle, dirsek çürüttüğümüz sıralara bağlarız. Daha uzun bir süre mutlu olmak için erteleriz küçük mutluluklarımızı.
İhtimaller biz anlamasak da bizi o kadar sarmalar ki; ilk başlarda hesaplayamazken, büyüdükçe hesaplamaya başlarız başarılı olma ihtimalimizi. Okulda ihtimal hesaplamayı öğretirler hatta. Ama orada öğretilen, normal hayatta işe yaramaz. Başkadır gerçek hayatın ihtimal hesaplaması.
İhtimal hesaplarına o kadar takarız ki, çoğunlukla tutmasa ve biz hep yanlış hesaplamış olsak bile yine de bıkmayız hesaplamaktan. ‘Hadi be kemik’, ‘Bu kız bana bakar mı acaba?’, ‘Bu dersten %70 kalırım’, ‘Ya tutarsa’, ‘Allah’ım sınavı kazanayım, namaza başlayacağım’… İhtimalleri kendi lehimize çevirebilmek için Allah’la bile pazarlığa gireriz. ‘ Sonunda yine her şey olacağına varır.’
Bir kızla karşılaşırsın ve sana öyle güzel bakar ki, daha önce gördüğün hiçbir göz sana böyle güzel bakmamıştır. Onun seni sevebilme ihtimalini hesaplarsın hareketlerinden. Oran cazipse onu sevebilme ihtimalini hesaplarsın, yoklarsın kalbini. Nefesin daralıyorsa onun yanında ve kalp atışların normalin üzerinde seyrediyorsa bir ilişkiye başlamaya karar verirsin ve ona belli edersin. Ondan da beklediğin doğrultuda bir cevap almışsan yaşamaya başlarsınız aynı hayatları. Aynı Zamanı paylaşırsın onunla. Beraber geçirdiğiniz zaman sadece ikinize aittir. Onu önceki hayatında hiç tanımamana rağmen birden tüm hayatını anlatmak istersin. Onun hak vermesini istersin sana ve yaşadıklarına. Daha önceki anlarında yanında olmasa bile, oradaymışçasına bilmesini istersin. Onun hayatını bilmek istersin; acı tatlı hatıralarıyla. Kim üzmüşse onu, hepsinin canını yakmak istersin. Onun yanındayken zaman hiç geçmesin istersin; onun da aynı şeyleri hissettiğini umarak. Duygularını anlatamadığın, kelimelerinin yetersiz kaldığını hissettiğin anda şarkılar yetişir imdadına ve ona en güzel aşk şarkılarını söylersin. O da eşlik eder gönlünden dökülen nağmelere. Sen hızlı gitmişsindir; durmaya ve onun da sana yetişmesini beklersin. Eşit olalım istersin severken bile. Yakınlaştıkça kendini daha bir güvende hissedersin çünkü baştan beri gitme ihtimali vardır ve yaklaştıkça bu ihtimal azalacaktır.
Ama yaptığın onca hesap, mükemmel olsun, hiçbir yanlış olmasın diye çabalamaların boşadır. Bu bitmesini hiç istemediğin günlerin ertesinde ‘O’ gider. Kendine kızarsın ilk önce. Hesaplamayı unuttuğun şeylerin olduğunu fark edersin. Senin bile hatırlamayı istemeye istemeye unuttuğun; geçmişinde bir yerlerde, sana göre hayatta yapılması gereken hatalar, ama ‘O’na göre büyük yanlışların olabilir. Bunları yapmış olman seni yanlış bir insan yapmaz ama gel de anlat zaman geçtikten ve her şey olup bittikten sonra.
Kızacak senden başka kimse yok! Oyunu kurallarına göre oynamazsan birisi sana gelip hatırlatır kuralları. Hesabını doğru yapamaz, her karşına çıkanla mutlu olacağına inanırsan sana hiçbir psikolog yardımcı olamaz. Adımlarını ölçülü atmaz, kemiği ölçmeden yutarsan zararı yine sana olur. Peki aklındaki ‘’neden’’ leri ne yapacaksın? Onları soracağın bir ‘’muhattap’’ da yok artık. Bu soruların tek muhatabı ‘O’ olabilirdi; onu da gönderdin yanından. Halbuki arkadaş kalmak istemişti seninle. Aman öyle şey mi olurmuş. Onu ancak çaresizler yapar. Kim sevdiğinin yanında olup ona dokunmadan, tatlı bir söz söylemeden, tam gözlerinin içine bakmadan yaşayabilir. Bunu yapan birisi ya tecrübesizdir, ya da çaresizdir. Daha önce çıkmamıştır karşısına onu çok seven birisi. Sevemediği ya da hatasından ötürü ayrıldığı birisinin, yalvaran gözlerindeki bakışının yakıcılığını tatmamıştır daha önce. Gerçek aşkın ne olduğunu bilmiyordur; karşısına çıktığında tanımaz. Ona aşkı anlatanlar genelde ağzı iyi laf yapan şehirli züppeler olmuştur ve ‘O’ seni de onlardan birisi zannetmektedir. Bilmezler ki dünyanın yaratılmasının amacının bile sevgi olduğunu.
Kim tahmin edebilir çok mutlu olduğu zamanlarda düşebileceğini. Bugün gülerken kimin aklına gelir yarın ağlayabileceği. Hayatta hep tahminler yapmaya, başımıza gelebileceklerin ihtimalini hesaplamaya çalışırız. Ama hayat hesaba katılamayacak kadar çok değişkeni barındırır. Hesap yaparken içinde bulunulan zamanı kaçırabiliriz. Elimizden geldiğince iyi bir insan olmaya çalışmalı karşımıza çıkan her fırsatı sonuna kadar kullanmalıyız. Sonuçta mutluluğu veren geri almayı da bilir; hüznü gönderen sevinci de hiç beklemediğimiz anda bahşedebilir. Yine hayat öğretiyor bütün bunları. Sen de üzülme artık: Gidene, pişman olmanın ne olduğunu da senden sonra gelenler öğretir. Elindekinin kıymetini bilmeyen insanoğlu, hep ütopyalar peşinde ömrünü tüketse de asıl mutluluğun yaşadığı anın içinde gizli olduğunu gün gelip de anlayacaktır elbet…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder